28 Eylül 2007

Meric'in Partisi: Patates salatasi, Cikolatali kek

Patates salatasi













Cikolatali kek













Ramazandan onceki bir davette cekilen fotograflar bunlar. Sevgili Meric'imiz artik buyudu ve universite ogrencisi oldu. Darisi butun cocuklarimizin basina. Onlarin basarilari bizim en buyuk mutlulugumuz ve gururumuz. Sevgili Meric'e basarilarinin devamini dileyerek, ziyafet sofrasina geciyorum. Yukarida ki iki cesit bana ait: Kek kalibinda sekil verilmis patates salatasi, ve cikolatali kek.


Tabii Meric'in babasi doner tezgahini acti yeniden:)). Meric sayesinde bir kere daha midelerimiz bayram etti:)). Donerin yaninda ise nefis sis tavuk vardi.


Peynirli borek ve sosisli borek

Artik kim neyi yapti hatirlamiyorum bile. Eger blogumu ilk defa okuyan biri iseniz, sunu bilmeniz gerekiyor, bizim bu gurbet ellerde davete gidildiginde herkes evinde yaptigi bir cesidi goturuyor. Bunun en onemli nedeni herkesin calisiyor olmasi ve ev sahibinin yukunu biraz olsun hafifletmek.


Ispanakli su boregi ve kizartma (Burada belirtmeden gecemeyecegim, bu su boregi de Meric'in babasi tarafindan yapilmistir)


Bulgur pilavi ve patlican salatasi


Kisir ve mevsim salatasi


Cilekli tart ve mangolu tart

22 Eylül 2007

Ramazan Geldi Hos Geldi: Arap corbasi, Zerdecalli Kepekli Pilav, Komposto

Bu ayin etkinliklerinden digerini de sevgili Suheyla duzenliyor. Kendisine basarilar diliyorum. Aslinda etkinlige gec kaldim. Iki gundur bilgisayarimdan virus temizlemekle gecti zamanim. Baktim gec kaliyorum, kocamin bilgisayarindan etkinlige katilmaya karar verdim.

Etkinlige uc farkli tarifle katiliyorum (eger hala katilabilirsem:)). Bunlardan biri Fatma Cikla'nin Cukurova Yemekleri kitabindan alinma: Arap corbasi,
Digeri son zamanlarda bizim evdeki saglikli beslenme programinin vazgecilmez tariflerinden biri: Hint safranli (zerdecalli) kepekli pilav,
Sonuncusu ise Istanbul'un unlu lokantalarindan yuzyillik Haci Abdullah'in tarifi ile: Komposto.
Tariflere, kelimelerin uzerine tiklayarak ulasabilirsiniz.
Afiyet olsun.

15 Eylül 2007

Ye:26 Aperatifler ve Mezeler: Tahinli Piyaz (Antalya Piyazi), Antep Fistikli Beyaz Peynir VE Severim oyunu

Bu ayin etkinliklerinden birini sevgili Serpil duzenliyor. Konu: Aperatifler ve Mezeler. Serpil'e simdiden basarilar diliyorum ve Samsun'da ki hemserilerime sevgilerimi gonderiyorum.


Meze sözcüğü dilimize Farsça'dan geçmiş. Farsça 'meziden: tadını almak' fiilinden türemiş, ezcümle 'tadımlık' demek (Aksam Gazetesi, Nedim Atilla).

Aperatif (aperitif) kelimesi ise,
Latince aperire («açmak») fiilinden Fransızca'ya, onlardan da Türkçe'ye alınmış bir kelime. 1. Sıfat olarak «iştah açıcı» demek. Fransızlar aperitif «iştah açıcı» havadan, yürüyüşten de söz ederler. 2. İsim olarak, «yemeklerden önce içilen alkollü içki» demek, ki biz kelimeyi yalnız bu anlamıyla kullanıyoruz (Radikal Gazetesi, Sedef Gulgezer).

Ben bu etkinlige iki tarifle katildim. Ilk tarifim: Tahinli Piyaz, diger adiyla Antalya Piyazi. Bildigimiz piyazin, tahinli sekli. Bilenler bilir, tahinli piyazi bir deneyen bir daha birakamaz. Ikinci tarifim ise 2006 yilinda yapilan mezeler yarismasinda ilk 10'a girmeyi basaran nefis bir meze, ustelik de oldukca kolay: Antep Fistikli Beyaz Peynir.

Tarifler icin kelimelerin uzerine tiklamaniz yeterli.

Afiyet olsun.
...............................................
Ve Severim Oyunu
Sevgili Gazoz Agaci yeni bir oyun baslatmis ve beni de sagolsun oyuna dahil etmis. Sonra sevgili arkadasim Suheyla'da beni oyuna katmis. Sagolsunlar varolsunlar. Ben de eger kabul ederlerse, sevgili Hulya'ya, sevgili Tata'ya ve Sevgili Mutfakta Hos Seda'nin Seda'sina devrediyorum. Gelelim cevaplarima:
Severim.....Yazlikta, babamin bitmek bilmeyen radyo turkuleri esliginde, tembellik yapmayi cok severim.
Severim......Cumartesi gunu postadan, bir kac tane yemek dergisi cikmissa eger, kahvem esliginde, bahcemde onlari incelemeyi cok severim.
Severim......Denizin kokusunu, gel-git olduktan sonra, denizin cekildigi kumsalda kabuk toplamayi cok severim.

7 Eylül 2007

Tatilin Ardindan:Uzungol ve Sumela

Ruya gibi degil mi?
Insana Yahya Kemal'in su dizelerini hatirlatiyor:
Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;
Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

Kuzenlerimi, annemi ve kizlarimi alip, koyun guvenilir soforunu de ayarlayip, atladik yola. Şarah'a balik yemege. Eskiden, Uzungol denmezdi. Gerci bizim oralarda hala Şarah denilir ya..Neyse, kuzenimin billur sesiyle soyledigi sarkilar esliginde, gule, eglene yola koyulduk. Tashana'yi, Macka'yi gecip, Uzungol'e vardik. Hafiften bir yagmur ciseliyordu. Yazin Dogu Karadeniz'in nadiren gunesli oldugunu hatirlarim ben. Rehberimiz Nurcan hanim ile kaptan soforumuz bir sure fikir alisverisinde bulunduktan sonra, oranin en uygun lokantasina gittik. Uzungol yerli ve yabanci, ozellikle Arap turistlerin akinina ugramisti.

Uzungol'de oyle tastan, tugladan filan otel-motel yapimina (nasil olduysa!) izin verilmemis. Her yerde, biraz da Cin mimarisini andiran yukarida ki tipte agactan evler var. Ama guzel gorunuyordu. Gerci biz doganin guzelligi karsisinda agzimiz acik kaldik ya...Kuzenim, Nurcan abla, yola devam edildiginde, yaylalara varildigini ve orada yedi gollerin oldugunu soyledi. Orasi daha da guzelmis ve herkes de bilmezmis (artik sayemde herkes de ogrenmis oldu:)). Orayi da bir daha ki sefere birakarak, lokantamiza girdik.

Uzungol'e gelip de baska bir sey yiyecek degildik tabii. Taze alabalik yedik, bol Trabzon tereyaginda mis gibi kizartilmis. Uzerine de laz boregini, sutlac ve baklavalari Trabzon cayi esliginde bir guzel afiyetle yedik.
Sonra ufak bir alisveris yapip, bakir surahiler, kesanlar filan alip, sarkilar, turkuler esliginde yollara dustuk. (Eger oraya yolunuz duserse, bilin ki fiyatlar Trabzon ile ayni).

Donuste, Tashana ile Macka arasinda ki bu kopruyu sordum bizimkilere. Tarihi bir kopru imis. Adini unuttum simdi. (Hafta sonu annemden ogrenirim:)). Bizim akilli hemsolar, koprunun ortasina, piknik tuplerini, caydanliklarini filan getirip, piknik yaparlarmis. Hani koprunun ortasinda piknik yapmak olayi baska bir yorede olsa bayagi sasirirdim, ama bizim oralarda hic yadirgamadim. Adamlar hakli, ustte guneslik, altta su sesi, ve her taraf yesil!

Ve gelelim Sumela'ya...

Rehberimiz yine Kuzenim. Trabzon'dan Sumela'ya giden minibuslere binip, Sumela'da inince bir de baktik, minibusteki gurup bizi takip ediyor. Meger arabadaki konusmalarimizdan, Nurcan ablanin gercekten rehber oldugunu sanmislar:))). Sonunda dayanamadi bu kadar ilgiye "ya birakun beni da, ben rehber mehper degulum" diye soyleniverdi:))

Eskiden anneannemden anneme gelen mektuplar hep soyle baslardi: Usagum Refiye...Simdide annemin deyimiyle, minibus soforumuz cok iyi bir usakdi. Icinde ki yolcularda, bizim gibi aileleri Karadenizli olupda, Karadeniz'den uzak dusenlerden olusuyordu. Ama hic biri de tabii benim kadar uzak dusmus degildi:))).

Neyse, bizim iyi usak soforumuz, Sumela'nin tepesine kadar goturdu bizi. Cok az bir yol kaldi, yurumek icin ve onu da guc bela, asagi ucmamak icin gayet dikkat ederek yuruduk. Tabii biz oyle yururken benim beynimde, "bu kilisenin yapimi sirasinda kimbilir ne kadar kole buralarda oldu" diye senaryolar uretmeye basladi.



Sonra kilisenin icinde ki resimleri gorunce cok da yanilmadigimi anladim. Koyu renkli genc cocuklar oturan papazlarin onunde sira halinde beklesiyorlardi.

Manastirin hala bazi yerleri tadilat edilmekteydi. Resimler cok bozulmus tabii, ozellikle yuzler silinmis. Icerde odalar, mutfak, odun firini var. Ayrca bir insan vucudunun ancak sigabilecegi buyuklukte de minicik kapkaranlik odalar vardi. Rivayete gore buralar da insanlari cezalandirmak icin kullanilmis.

Her ne kadar, yalcin kayaliklarin icinde cok heybetli ve guzel gorunse de, boyle eserlerin yapilmasinda calismaya zorlanan ve hayatini kaybeden insanlari dusununce, cok mu lazimdi yani bu eser demeden de gecemiyorum:)).

Bu suyu yukarda kilisenin onunde ki muslukta ictik. O simsicak yaz gunesinde su dislerimi sizlatacak sogukluktaydi. Suyu ictigimiz icin, yol boyunca kuzenim artik haci oldugumuzu tekrarlayip durdu:))).

4 Eylül 2007

Tatilin Ardindan: Karadeniz

Boztepe'den Trabzon...



Of-Calekli, Mapsino, Zisino, Zeno, Cufaruksa

Derler ki "Karadeniz anlatilmaz, yasanir". Kim soylemisse tamamen katiliyorum. Yillardir bu kadar guzel tatil yapmamistim. Kocami Amerika'ya gonerdikten sonra, annemi ve kizlarimi alip dogru Karadeniz'in yolunu tuttuk. Istanbul-Trabzon ucakla yalnizca 1 saat 15 dakika. Halamin oglu karsiladi bizi. Once bir Boztepe yaptik. Trabzon'u icimize cektik. Sonra koyulduk yola. Son durak Calekli. Yeni adi nedir bilmiyorum bile. O kadar alismisiz ki bu eski Rum isimlerini kullanmaya. Koydekiler de hala bu isimleri kullanir.


Daha yoldan dayimin kizi aradi "hamsi coreklerini yaptim, cayi hazirladim, nerede kaldunuz". "Gelduk, gelduk" dedik. Yillarin ozlemini biriktirmisiz. Kuzenim bana sarildiginda, kemiklerimin kirildigini sandim bir an. "Geldik" dedim memleketime. Sevgilerin icten oldugu, riyanin olmadigi memleketime. Haksizliga, yalana dayanamayan, icinde bir sey tutamayan insanlarimin memleketine. Hayati hep komik tarafindan almaya calisan, kendileriyle bile espri yaparak, gulerek, guldurerek yasamayi secen insanlarimin memleketine.

Burada dogmadim, burada yasamadim, burada okumadim, burada evlenmedim, burada calismadim. Ama "dunyada en cok nereye aitsin" diye sorsalar, kesinlikle diyecegim tek yer "iste burasi". Burasi tamamen dogal bir hayatin ve neseli insanlarin memleketi..



Dedemin 100 yillik evini kimse yikmaya kiyamamis (ilk resim), seranderini de (ikinci resim) ayni sekilde saklamislar. Butun dayilarim birbirine yakin evlerde oturuyor. Bunun avantajini ise biz bol bol cikardik:)). Yengelerim cocukken koye gittigimizde, sut malezi yaparlardi, onlarin evine gidelim diye. Bazen hepsine gidip, artik catlayana dek sut malezi yedigimizi hatirlarim. Bu sene ise hamsi coregi moda oldu. Kistan tuzlanan hamsilerle yapilan corekler Merve ve Tugce tarafindan bile buyuk ilgi gordu. Sanki dogduklarindan beri orada yasiyorlarmis gibi corekleri bitirdiler. Ya genlerinde var yada acliktan artik mecburen yediler:)). Hamsi coreginin yaninda ise mutlaka salatalik yenilir. Kuzenim koca bir sise tuzlanmis hamsiyi de bana verdi, "al gotur bunu Amerika'ya orada yaparsin" dedi. Bilsem, gumrukten geciste, o koca adam boyu kokuya duyarli kopekler yok, alip getirecegim. Ama korku agir basti iste:))).
Yarin: Uzungol, Sumela manastiri


2 Eylül 2007

"Turk demek Turkce demektir, ne mutlu Turkum diyene"

Free Image Hosting at www.ImageShack.us


"Tum yazi Oktay Sinanoglu’nun Bye-Bye Turkce kitabindan alinmistir.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Turk demek Turkce demektir; ne mutlu Turkum diyene” (Meger meshur sozun birinci kismi da varmis!)

Ataturk olum dosegindeydi, uc gun komada kalmisti. Kendine geldi, son nefesinde, “Arkadaslara selam, dil calismalarini sakin gevsetmeyin” dedi ve kendinden gecti. Turkiye’nin uzerine egildigi butun meseleleri arasinda, dunyanin buyuk savas esiginde oldugu bir sirada, Ataturk’un son nefesinde bile uzerinde duracagi bu mesele ne olabilirdi?

Ataturk Kurtulus Savasi’ndan hemen sonra bu sefer de Turk dilinin yabanci boyunduruktan kurtarilmasi ve nereden gelirse gelsin, yabanci boyunduruklarindan kendini koruyabilmesi isine egildi. Ataturk ozellikle 1928-1938 arasi on yilda en buyuk enerjisini bu ise verdi. Kendi bir mektubunda yazdigi gibi geceleri dil meseleleri ile ugrasiyor, gunduzleri ise kendi basina iki uc saatini bu ise ayiriyordu. Neden?

Ataturk kendi sozleriyle bunu defalarca ifade ediyordu:
Turk demek dil demektir. Milliyetin en bariz vasiflarindan biri dildir. Turk her seyden once ve mutlaka Turkce konusmalidir.” “Bakiniz arkadaslar, ben belki cok yasamam. Fakat siz olene dek, Turk gencligini yetistirecek ve Turkce’nin bir kultur dili olarak gelismeye devami yolunda calisacaksiniz. Cunku Turkiye ve Turkluk, uygarliga ancak bu yolla kavusabilir.”

EGITIM MI, ERITIM MI?
Karga Sekmez Yokusunun tepesinden taa asagilardaki simdi bataklik olmus eski celtik ovalarina bir bakalim, her mertebede egitim duzenimiz ne hallere dusmustur hele bir goz atalim:
1) Hazirlik Sinifi: Ilkokulu, ortaokul veya liseyi yeni bitirmis cocuklara soruyoruz, kacinci siniftasiniz diye. Hazirlik sinifindayiz diyorlar. “Neye hazirlaniyorsunuz?”.. “Ingilizce ogreniyoruz”..”Baska ne?”…Hiic!..
“Allah Allah!” diyorum kendi kendime; bu nice istir?…Bu ulkenin egitim imkanlari fazla mi geliyor ki boyle fazladan birkac sene daha okul, ogretmen, ogrenci vakti dolduruluyor? Dunyanin hic bir yerinde ‘hazirlik sinifi’ diye bir inanilmaz israf, bir sacmalik, daha dogrusu milletine bir ihanet gorulmemistir. Goruluyor ki, Turkiye’de Turk ogrenci kendi ulkesinde yabanci ogrenci durumuna dusurulmustur. Bu garip durum Turkiye’de Ingiliz parmagi ile 1953’de baslattirilmistir.
2) Dershaneler: Yabanci dille egitimin yarattigi genclige bir ikinci zulum de gene ulkemize mahsus dershaneler olayidir. Birakin da bari misyonerligi Ingilizler kendileri yapsinlar. Bizim kuruluslarimiz, milletimiz kendi kendini tarihten sildirecek bir soykirim harekatina niye kendi parasini harciyor? Ancak 1953’ten beri milletimiz oyle bir oyuna getirilmis, kamuoyu oyle bir aldatilmistir ki, herkes, baska bir sey ogrenmeme pahasina da olsa, yalniz ve yalniz bir sokak Ingilizcesi ogrenmeyi, kendi dilini, edebiyatini, tarihini, kimligini bilmemeyi, bir yilisik ozenti, bir taklitcilik, bir acenta kafalilik icinde kivranmayi marifet sayar olmustur.
3) Ingiltere’den Gelen Ders Kitaplari: Tanesi 30-40 dolardan bunun ingiliz ve Amerikan kitap sirketleri icin ne guzel bir pazar olusturdugunu siz dusunun. Zaten daha 1973’te disarida soyle bir arastirma yapilmisti: “Yakin bir gelecekte Turkiye’de anaokulu, ilk, orta, lise, evrenkent, tum okullarinda Ingilizce egitim dili oldugunda, Ingiliz-Amerikan kitap sirketleri icin ne hacimde bir pazar olusacaktir?”
4) Disa Gonderilen Ogrenciler ve Kaynak:
Bu rakamlar korkunc boyutlarda. Milyarlarca dolari buluyor.
5) Ogretmen Sorunu: Ankara Yenisehir Lisesi’nde cok degerli bir kimyaci olan kimya hocamiz Fazil Bey vardi. Iyi Fransizca da bilirmis, ama tabii bu bizi ilgilendirmezdi. Cunku tum derslerimiz gayet guzel bir Turkce ile verilirdi. 1954’te bizim okul “Kolej”, yani ilk Ingiliz misyoner okulu tipi “Turk Okulu” oldu. Dokuz yil sonra ABD’den professor olarak dondugumde okulumu ziyaret ettim. Aklima o muhtesem Fazil Hocam geldi. “Nerede?” diye sordum. Yanina goturduler. “Bize nazaran simdiki kimya ogrencileriniz nasil?” diye sordum. “Ah evladim, bana kimya dersi vermiyorlar ki! Ben Fransizca bilirim, ama Ingilizce bilmem.” “Iste bu odada oturuyor, ogrenci sayitimlari (istatistikleri) ile ugrasiyorum.” dedi.

Gorunen Batak Manzara
Yukaridaki maddeler herhalde gostermistir ki ulkemizin artik butun egitim kaynaklari, ve hatta fazlasi mantiksiz gibi gorunen dehset verici bir israfla bilimde, kulturde, teknikte, bilgisayar caginda kalkinmak icin degil, bir tek acikca soylenmeyen gaye icin kullanilmaktadir: O gaye, Fransizlarin, Ingilizlerin baska somurgelerinde yaptiklari gibi, Turk Milletine, Turk Cumhuriyeti halkina Turk dilini unutturmak, hic ogretmemek, onun yerine her ferdin Amerikanca gibi 250 kelimelik bir Ingilizce’yi yeni dili olarak, Turkce yerine konusur olmasini saglamaktadir. Bu is, ic ve dis dusmanlarin kendi kaynaklari ile degil de Turk Milleti’nin oz kaynaklari ile yaptirilmakta, hatta, ic ve dis hainler bu isten bol para kazanmaktadir.

Son aylarda, egitim dilini degistirerek Turkce’yi yok etme plani uygulanmasinda buyuk bir hizlanma fark edilmektedir. Hatirlayalim ki bir ulkenin egitim dili tumuyle yabanci bir dile cevrildiginde o ulkenin kendi dili bir bucuk nesil sonra yok oluyor. Ilk once, babalar kendi cocuklari ile kendi dillerinde konusamaz oluyorlar; Kazakistan’da, Irlanda’da, Cezayir’de oldugu gibi…Sonra, eger uyanip uyandirip tedbir alan aydinlar cikmazsa o ulkenin, milletin adi bile tarihten silinip gidiyor. Hani nerede Hititler, Likyalilar, Keltler? Ama sadece dilini, inanc ve kultur kimliklerini, devletleri olmadigi zamanlarda bile korumasini bilmis olan 5000 yillik kavimler hala duruyor.

Turkiye’nin resmi dili cogunlugun ana dili olan Turkce’dir. Turkiye’nin bolunmezliginin, ilelebet varliginin harci Turkce’dir. Yabanci dili gerekene ogretmek yerine egitim dilini Ingilizce kilmak Turkce’yi yok etmek, Turkiye’yi parcalamak, Turk Dunyasi’nda dil ve kultur birliginin yeniden gelismesini onlemek, Turk adini tarihten silmek, Turk genclerini cahil, ezberci, acenta ve kalip kafali ve somurge ruhlu etmek icindir. Tarihin en korkunc ve haince oyunlarindan bu oyuna alet olanlar iyi dusunsunler.

Sozlukcede yeni bir terim turetmedim. Sadece TV’de, carsida duydugum, gordugum Ingilizce ozentisi laflari kaydettim.
Vekiller heyeti - bakanlar kurulu – kabine
Mebus – millet vekili – parlamenter
Matbuat – basin yayin – media
Muhaberat – iletisim – komunikasyon
Ictima – toplumsal – sosyal
Kanuni – hukuki – yasal –legal
Meclis-i mebusan – millet meclisi
Meclis – parlemento
Mesele – sorun – problem
Usul – yontem – metod
Asgari – en az – minimum
Azami – en cok – maksimum
Secenek – alternatif
Faaliyet – etkinlik – aktivite
Karmasa – kaos
Mustemleke – somurge – koloni
Mutabakat – consensus, consensus
Esgudum – koordinasyon
Encumen – kurul – yar kurul – komite – komisyon
Kurultay – kongre
Mudur – yonetmen – director
Teskilat – orgut – organizasyon
Cankurtaran – ambulans
Gidis, gidisat – trend
Toprak asinmasi – Erozyon
Basin yayin – Medya
Tasarim – Dizayn
Hizmet – Servis
Suzgec – Filtre
Isil - Termik
Gezgin – Mobil
Bilgilendirme – Brifing
Elektriklendirme – Elektrifikasyon
Toplanim – Miting
Asiri – Radikal
Siyaset – Politika
Nitelikli, vasifli –Kaliteli
Tahrir – Kompozisyon
Merkez – Center
Alisveris merkezi –shopping center
Bakkal, carsi – market
Yildiz –star
Ustun, yuce – super
(Tuba - Ve daha iki sayfa daha uzanip giden listeye kitaptan ulasabilirsiniz*)

Sonuc
Onumuzdeki Cagda iki yol ayrimi: Hangisini sececegimize gore Turkce’nin gelecegi: Ya ulusca uyanip kendimizi ic ve dis dusmanlarin kulturel soykirimindan koruyacagiz, ya da bir iki nesil sonra Turkce bilen kalmayacak, Turk adi tarihten silinecek. Efendiler, secim artik sizin.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kaynak: Oktay Sinanoglu, Bir New-York Ruyasi “Bye-Bye” Turkce
Oktay Sinanoglu Kimdir?

26 yasinda profesorluge hak kazanip “Time” gibi dergilerde dunya basininda yer aldi. “Bati’da yetisen son uc yuzyil icindeki en genc professor” unvanini aldi. ABD Yale Universitesi’nde iki kursude birden hoca…Iki kez Nobel kimya odulune aday gosterildi. Canlilara biyolojik kimligini veren DNA’larin sifresini cozerek, bilmedigimiz turden canlilar yaratmanin teorisini kurdu. Kuramlari kimya ders kitaplarinda onun adiyla aniliyor.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~